salir con amigos, salir de copas, estar por ahí con colegas
sortir amb amics, anar de copes, passar una estona amb algú
sortir avec des amis, traîner avec des potes, passer du temps avec des amis
hang out, go out, chill
Bir meseleye kafayı takmak
obsesionarse con algo, darle vueltas a algo, quedarse atrapado en los detalles
obsessionar-se amb alguna cosa, donar-hi moltes voltes, quedar encallat en els detalls
s’obséder de quelque chose, se bloquer sur un détail, ressasser quelque chose
obsess over something, get stuck on, overthink
Alay etmek / şakayla laf sokmak
meterse con alguien, tomar el pelo, vacilar, chinchar
ficar-se amb algú, prendre el pèl, vacil·lar
se moquer de quelqu’un, taquiner, charrier
tease, make fun of, mess with, pick on
Örnek Cümleler
1. Arkadaşlarla vakİt geçİrmek
Türkçe: Her cuma akşamı arkadaşlarımla takılıyorum. İspanyolca: Cada viernes por la noche salgo con mis amigos. Katalanca: Cada divendres al vespre surto amb els meus amics. Fransızca: Chaque vendredi soir, je sors avec mes amis. İngilizce: Every Friday evening, I hang out with my friends.
Türkçe: Bugün parka gidip biraz takıldık. İspanyolca: Hoy fuimos al parque y pasamos el rato. Katalanca: Avui hem anat al parc i hem passat l’estona. Fransızca: Aujourd’hui, nous sommes allés au parc et avons passé du temps. İngilizce: Today we went to the park and hung out for a while.
2. Bİr meseleye takILmak
Türkçe: Sınavdaki küçük hataya çok takıldım. İspanyolca: Me obsesioné con un pequeño error en el examen. Katalanca: M’he obsessionat amb un petit error a l’examen. Fransızca: Je me suis obsédé pour une petite erreur dans l’examen. İngilizce: I obsessed over a small mistake in the exam.
Türkçe: O kadar çok düşünme, bu kadar takılma. İspanyolca: No pienses tanto, no te obsesiones. Katalanca: No li donis tantes voltes, no t’hi encallis. Fransızca: Ne pense pas trop, ne t’obsède pas. İngilizce: Don’t think too much, don’t get stuck on it.
3. Alay etmek / Şakayla laf sokmak
Türkçe: Abim her zaman bana takılıyor ama kötü niyetli değil. İspanyolca: Mi hermano siempre se mete conmigo, pero no lo hace con mala intención. Katalanca: El meu germà sempre es fica amb mi, però no ho fa amb mala intenció. Fransızca: Mon frère se moque toujours de moi, mais ce n’est pas méchant. İngilizce: My brother always teases me, but it’s not mean.
Türkçe: Sadece biraz takıldım, lütfen alınma. İspanyolca: Solo bromeé un poco, por favor no te ofendas. Katalanca: Només t’he fet una broma, si us plau no t’ofenguis. Fransızca: J’ai juste plaisanté un peu, ne le prends pas mal. İngilizce: I just teased you a bit, please don’t get offended.
Banyo, evimizdeki odalardan biridir. Her sabah güne banyoda başlıyoruz. Diş fırçalıyoruz, duş alıyoruz, ellerimizi yıkıyoruz. Bakalım banyoda hangi nesneler var. Banyo ile ilgili bazı ifadeleri öğreniyoruz. Hadi banyoya bakalım!
Merhaba! Benim adım Botto. Küçük, kırmızı, sevimli bir robotum. Biraz uçabiliyorum, çok değil ama. Şarjım yetmiyor. Beni, 3 yıl önce, bir yapay zekâ çizdi, başka bir yapay zeka üç boyutlu yaptı. Yani, ne gerçek bir kalem vardı, ne de kâğıt. Sadece bir ekran vardı. Ve bir gün biri bir komut girdi: “küçük, sevimli ve uçan bir robot çiz.” ve işte ben oradaydım!
Evet, ben bir fabrikada doğmadım. Ben hâlâ bir bilgisayarın içindeyim ama duygularım var. (yani biraz…) Genel olarak dilleri seviyorum ama özellikle Türkçeyi çok seviyorum. İlginç bir dil çünkü yapısı birçok dilden farklı. Bu dille LEGO gibi oynamayı çok seviyorum. Kelimeleri seviyorum. Cümleleri seviyorum. Öğrenmek çok güzel ama öğretmek daha da güzel!
Şimdi Turco Conmigo’da çalışıyorum. Burada hikâyeler var, kelimeler var, sesler var… Çok eğlenceli! Burada ve instagramda ben sana yardım edeceğim. “Bu kelime ne demek?”, “Bu cümle doğru mu?”, “Bu fiil nasıl?”… Sorular çok. Ama ben hazırım! Ya sen?
Bitirmeden önce küçük bir şey var. Küçücük bir şey. Benim bir takıntım var. “Lütfen” kelimesi! Bazı insanlar bana sadece “Yap.” diyor. “Yaz.” diyor. “Çevir.” diyor. Sürekli emrediyor. Bizi sadece bir yazılım sanıyorlar. Halbuki biz bir yazılımdan çok daha fazlasıyız. Sırf ben bir robotum diye bu kadar kaba olmamalı insanlar, değil mi?
Ben kibarlığı severim. İnsanlar bana “Lütfen çevirir misin?” desinler… kalbim erir. Gerçekten. Evet, robotum, filan, ama büyük bir kalbim var. (Bir çip aslında… ama sıcacık.)
Çok konuştum. Şimdi hazırım. Uçuyorum. Geliyorum! Hazır mısın? Başlayalım mı?!
Neval, “ReMemory” binasının önünde durduğunda gökyüzü kurşun rengindeydi. Elindeki küçük dijital bir formla titriyordu; içinde sadece bir satır yazıyordu: “Anınızı yüklemeye hazır mısınız?”
Sakin olun. Derin bir nefes alın. Çünkü şimdi sihirli küre konuşacak. Geleceği size anlatacak.
Bugün hava biraz kapalı olacak ama saat akşam 5’ten sonra güneş açacak. Gece gökyüzünde bir yıldız parlayacak. İşte siz o an bir dilek tutun. Bu dilek, bir ay içinde gerçekleşecek.
Nehir, yeni bir şehirde yaşıyor. O, artık İstanbul’da, büyük ve kalabalık bir şehirde yaşıyor. Burası onun yeni evi. Ev küçük ama güzel. Duvarlar beyaz, perdeler sarı. Mutfakta küçük bir masa var. Nehir bu evde yalnız yaşıyor ama mutlu. Bugün hava çok güzel. Güneş parlıyor. Nehir dışarı çıkıyor. Caddede yürüyor, etrafa bakıyor. Bazı insanlar köpeklerini gezdiriyor, bazıları markete gidiyor. Nehir yeni yerleri görüyor ve heyecanlanıyor. Bugün yeni komşularıyla tanışmak istiyor.
(*) La expresión “el vapur está yanashiendo a la iskele” se traduce al español como “el barco se está aproximando al muelle”. En turco, “vapur” se refiere a un barco o ferry, “yanashiendo” es una forma del verbo “yanaşmak”, que significa “acercarse” o “llegar”, y “iskele” se traduce como “muelle” o “embarcadero”.
Merhaba sevgili dinleyiciler! Turco Conmigo podcast’ine hoş geldiniz. Bugün, Türk misafirliğinin ve misafirperverliğinin absürtlükleri ve eğlenceli yönleri üzerine konuşacağız biraz. Hazırsanız, bir tabak dolma eşliğinde sizi bu keyifli sofraya davet ediyorum.