Kadın: Merhaba. Yaz geldi. Sıcaklar da bastırdı. Tabii biliyoruz bu havalar bazen gerçekten bunaltıcı olabiliyor. Hatta bazıları için daha da zorlayıcı. Bugün işte tam bu konuya giriyoruz: Sıcak havalarda nasıl serin kalırız? Senin için basit ama etkili yolları konuşacağız. Bir de eee özellikle dikkat etmesi gereken kişiler var. Onlar için de bilgiler vereceğiz. Hazırsan başlayalım mı? Şimdi sıcaklarla başa çıkmak için herkesin yapabileceği basit şeyler var değil mi? Sanırım ilk akla gelen, eee, su içmek.
KONUŞMANIN TAMAMICategory: B2 Hikaye
(B1 Sesli Hikaye) Yeni Ev
Murat: Arkadaşlar, sonunda taşınmayı bitirdik. Uff! Bu taşınma işi ne zor bir şeymiş!
Ceyda: Haklısın Murat. Ben hayatımda bu kadar çok eşya taşıdığımı hatırlamıyorum. Bir de sürekli bir şeyler kayboluyor. Mesela şu an televizyon kumandası nerede, bilmiyorum!
SOHBETİN TÜMÜ(Dinleme) Onur Ayı ve Gökkuşağı Bayrağı
Merhaba. Bugünkü sohbetimizde sizin de bize ilettiğiniz kaynaklara bakıyoruz. Onur Ayı ve Gökkuşağı Bayrağı. Amacımız aslında bu kaynaklardaki temel bilgileri, hani Onur Ayı nedir, Gökkuşağı Bayrağı ne anlama gelir, bunları basitçe size aktarmak. Peki, hemen konuya girelim istersen.
MAKALENİN DEVAMI(B1 Hikaye) Her Gün Bir Bardak Çay
Benim adım Nevin. İstanbul’da yaşıyorum. Benim küçük bir alışkanlığım var ve bu alışkanlık hayatıma önemli bir mutluluk katıyor. Büyük ititraf geliyor! Her sabah bir fincan çay içmek bana çok iyi geliyor. Bu alışkanlığı yıllar önce annemden öğrendim. Annem sabahları mutfakta çay demlerken, eve güzel bir koku yayılırdı. Şimdi kendi evimde o kokuyu duymak bana hem huzur veriyor hem de eski günleri hatırlatıyor. Çayın kokusu ve rengi bana hep çocukluğumu hatırlatır. İstanbul gibi büyük ve kalabalık bir şehirde yaşamak bazen yorucu ancak, sabah çayım bana inanılmaz bir enerji veriyor.
Ben sabahları erkenden uyanırım. Hatta bazen alarm çalmadan önce! Neden mi? Çünkü sabahları sessizliği çok severim. Önce penceremi açarım ve taze havayı derin derin içime çekerim. Bazen dışarıda martı seslerini duyarım, bazen de sokağın sessizliğini dinlerim. Sonra mutfağa giderim ve su kaynatırım. Çaydanlığa çay koyarım ve birkaç dakika beklerim. Çay demlenirken ben de kahvaltımı hazırlarım. Soframda genellikle peynir, zeytin ve ekmek olur. Bazen domates ve salatalık da eklerim. Ama en önemlisi, sıcak ve güzel kokan bir fincan çaydır. Çayımı içerken dışarıyı izlerim. Kuş seslerini dinlerim. Bazen yağmur yağar, bazen güneş açar. İstanbul’da hava her zaman böyledir, birden değişebilir. Ama her zaman bu küçük an bana mutluluk verir. Çayımı yavaş yavaş içerim, acele etmem. O anda sadece kendimi ve huzurlu sabahı düşünürüm. Bu, günün en sakin zamanıdır, o yüzden bu anın tadını çıkarmak lazım! Çayımı bitirdikten sonra güne daha mutlu başlarım.
Özetle, her gün bir fincan çay içmek, benim için hayatı daha güzel yapıyor. Bu basit alışkanlık, günümün en keyifli zamanı. Çayın kokusu, tadı ve sıcaklığı bana huzur veriyor. Bence, küçük şeyler de hayatımıza büyük mutluluklar getirebilir. Eğer bir gün çay içmezsem, bir şeyler eksik hissediyorum. Çünkü bu küçük ritüel, bana her gün umut ve enerji veriyor. Sabah çayım sayesinde kendimi daha güçlü ve mutlu hissediyorum.
Sorular:
- Nevin sabahları neden erken uyanıyor?
- Nevin pencereyi açınca neler hissediyor veya duyuyor?
- Nevin’in kahvaltı sofrasında hangi yiyecekler var?
- Nevin çayını içerken neler yapıyor ve neler düşünüyor?
- Nevin için sabah çayı neden önemli? Bu alışkanlığın ona kattığı duygular nelerdir?
(B1 Dinleme) İş ve Ev Dengesi
Günümüzde birçok insan için iş ve ev hayatını dengelemek büyük bir sorun haline geldi. Özellikle şehirlerde yaşayanlar, işte geçen uzun saatler ve evdeki sorumluluklar arasında denge kurmakta zorlanabiliyor. Peki, iş ve ev hayatı arasındaki dengeyi nasıl sağlayabiliriz? Bu yazıda, bu konuda yaşanan zorlukları ve çözüm önerilerini paylaşacağım.
MAKALENİN DEVAMI(B2 Makale) Hıdırellez: Baharın Renkli Müjdecisi
Hıdırellez: Baharın Renkli Müjdecisi
Hıdırellez, Türk halk kültüründe baharın gelişini kutlamak için yapılan en renkli bayramlardan biridir. Her yıl 5 Mayısakşamı başlayıp 6 Mayıs günü devam eder. Efsaneye göre, bolluk getiren Hızır Peygamber ile denizlerin koruyucusu İlyas Peygamber bu tarihte buluşur. Bu nedenle gün, şansın ve yenilenmenin simgesi sayılır.
Bayramın kökleri Orta Asya’daki şaman ritüellerine ve Mezopotamya’da yapılan bahar törenlerine kadar uzanır. Osmanlı döneminde saray bahçelerinde saz heyetleri çalar, padişah halkla birlikte eğlenirdi. Eski Rumi takvime göre 6 Mayıs, “yaz günleri”nin başlangıcıdır; 8 Kasım’a kadar süren bu dönem “Hızır Günleri” diye adlandırılır. Bu nedenle Hıdırellez, Balkan köylerinde hâlâ “Yaz Pazarı” ismiyle anılır ve çok renklidir.
Şenlikler akşamüstü yakılan küçük ateşlerle başlar. Gençler, “hastalıklar ateşte kalsın” diyerek alevlerin üzerinden üç kez atlar. Bazı bölgelerde dilekler renkli iplerle gül dallarına asılır; başka yerlerde minik kil evler yapılarak “yeni ev” isteği anlatılır. Edirne’deki Kakava Şenlikleri ritüelleri en canlı yaşatan örnektir. Roman toplulukları Tunca Nehri kıyısında toplanır, sabaha karşı suya girerek arınır, ardından davul ve klarnet eşliğinde dans eder. Anadolu’nun güneyinde ise “niyet” kâsesi hazırlanır: Gece suya bırakılan yüzük, boncuk ve fasulye taneleri sabah çekilerek o yılki talih yorumlanır.
Piknik sofrası Hıdırellez’in vazgeçilmezidir. Mevsimin ilk yeşil otlarıyla yapılan pilavın yanına kuzu etli yemekler, baklalı börekler ve “sakatat kayganası” denilen tatlı servis edilir. Büyükler gençlere “Hızır uğrası” diye para verir; bu paranın cüzdanda bereket getireceğine inanılır. 2017’de Hıdırellez, Türkiye ile Kuzey Makedonya’nın ortak dosyasıyla UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girmiştir. Böylece gelenek uluslararası koruma altına alınmıştır.
Bugün Hıdırellez, şehir parklarında düzenlenen konserler ve halk oyunlarıyla da kutlanır; modern yaşamla gelenek el ele verir. Ateşin sıcaklığı, suyun arındırıcı gücü ve doğanın taptaze rengi, katılan herkese umut aşılar. Siz de 5‑6 Mayıs’ta bir gül ağacının yanına gidin, dileğinizi fısıldayın ve baharın enerjisini içinize çekin. Belki de Hızır, tam o anda size de uğrar ve yeni yılınıza bolca bereket katar.
SORULAR
- Hıdırellez hangi tarihlerde kutlanır?
- Efsaneye göre Hızır ve İlyas Peygamber neyi simgeler?
- Kakava Şenlikleri nerede yapılır ve insanlar nehir kıyısında ne yapar?
- “Niyet” kâsesi geleneği Türkiye’nin hangi bölgesinde görülür?
- Hıdırellez hangi yıl UNESCO listesine alınmıştır?
(B2 Dinleme) Kedi İnsanı mısın yoksa Köpek İnsanı mı?
Merhaba, bugünkü incelememizde hepimizin bildiği bir konuya bakıyoruz, kediler ve köpekler. Siz kedi insanı mısınız yoksa köpek mi? Merhabalar. Evet, çok yaygın bir soru bu. Elimizde çeşitli makaleler, blog yazıları var. Bu iki popüler evcil hayvanı karşılaştırıyorlar. Hani avantajları, dezavantajları, bakımları. Evet, evet. Amaçımız da bu kaynaklara bakarak aralarındaki temel farkları anlamak. Belki de bu seçimimiz bizim hakkımızda ne söylüyor, ona bakmak. Hadi başlayalım. Tabii. İlginç bir konu.
MAKALENİN DEVAMI(B2 Hikaye) Büyük İkramiye
BOTTO küçük bir kasabada yaşayan neşeli bir gençti. Her ayın ilk haftası, işi çıkışında köşedeki bayiden piyango bileti almayı severdi. Ona göre bu ince kâğıt, büyük hayallerin anahtarıydı. Bir sabah kahvesini yudumlarken televizyonda piyango sonuçlarını gördü. Sayılar, cebindeki biletle aynıydı! Botto’nun kalbi hızla attı. “Milyarder oldum!” diye bağırdı, sonra hemen telefonundan numaraları yeniden kontrol etti ve sonuçları küçük bir kâğıda not etti. Emin olunca annesini aradı, “Anne, artık borç kalmadı!” dedi heyecanla. Komşu Ayşe teyze balkondan sordu: “Ne oldu evladım?” Botto gülerek, “Başıma talih kuşu kondu!” diye cevap verdi.
BOTTO hemen hayal kurmaya başladı. Ailesine geniş, bahçeli bir ev, en yakın arkadaşına okuma kulübü olan bir kafeterya. İş yerinde sıkılan arkadaşlarına da “Artık çalışmanıza gerek yok, ben sizi desteklerim” dedi. Evine döndüğünde büyük bir defter açtı ve dileklerini tek tek yazdı: yeni bir araba, Kapadokya’da balon turu, babasına balıkçı teknesi, annesine seramik atölyesi, kardeşine üniversite harcı, mahallenin kütüphanesine bilgisayar. Hayaller büyüdükçe BOTTO’nun yüzü de parlıyordu. Akşam, mahalle lokantasında küçük bir kutlama yemeği verdi. Komşular şaşkın, BOTTO mutlu ve cömertti; masadaki herkes çorba, kebap ve tatlı yedi. BOTTO garsona yüklü bir bahşiş bıraktı. Masadan kalkarken “Nasılsa yarın Ankara’ya gidip ödülümü alacağım” diyordu sürekli. O gece uyku girmedi gözüne. Çantasında bilet, başucunda hayallerle sabahı bekledi. Yastığa başını koyduğunda “Yeni hayatım beni çağırıyor” diye mırıldandı ve gözlerini kapattı, ama kalbi sabaha kadar adeta dans etti.
Ertesi gün ilk otobüse bindi. Yol boyunca camdan dışarı baktı, tarlalar ve dağlar geçerken geleceğini düşündü. Yanındaki yaşlı adamla sohbet etti, “Gençlikte umut iyidir,” dedi adam, BOTTO başını salladı. Piyango idaresinin cam kapısından içeri girerken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Görevli kadın bileti inceledi, bilgisayara baktı ve başını üzüntüyle salladı. “Üzgünüm,” dedi yumuşak bir sesle, “bu bilet geçen ayın çekilişine ait.” BOTTO’nun anteni titredi. Kulakları uğuldadı. Bir an elindeki küçük ve artık değersiz kâğıda baktı. Hayallerinin kapısı kapanmıştı. Yine de derin bir nefes aldı. “Demek ki tarihleri dikkatli okumalıymışım,” diye mırıldandı. Akşam kasabasına döndüğünde eski işine geri gitti, arkadaşlarından özür diledi ve annesinin yaptığı çorbayı sessizce içti. Ama umut bitmedi. Ertesi sabah maaşını alınca yine bayiye gitti. Yeni ve taze tarihli bir piyango bileti aldı, gözlerini kısarak tarihe baktı ve gülümsedi. “Belki bir gün,” diye fısıldadı, “doğru zamanda, doğru biletle.” Ardından havada süzülerek işe gitti, cebinde umut, aklında dersle.
Sorular
- Botto nerede yaşıyor?
- Botto ne zaman piyango bileti alıyor?
- Botto büyük ikramiyeyle ilk olarak kime yardım etmek istiyor?
- Görevli, Botto’ya ne söyledi?
- Hikayenin sonunda Botto ne yapıyor?








