Şimdi sana zaman nedir, diye sorsak belki sen de Aziz Agustinus gibi hissedersin, hani o meşhur sözü var ya. Evet. Kimse sormazsa biliyorum. Soranı açıklamak istesem bilmiyorum. Aynen öyle. Hem çok tanıdık hem de inanılmaz karmaşık bir şey bu zaman. İşte bugün bu konuyu yani zamanı biraz deşelim istedik seninle.
Elimizdeki kaynaklara baktık da zamanın ne kadar farklı yüzü var. Antik Yunan’dan bugüne boş zaman nasıl değişmiş ona baktık. Evet. Sonra kültürler var. Bazıları zamanı çok çizgisel, planlı yaşıyor. Hani şu monokronik dedikleri. Diğerleri daha esnek, polikronik. Ona da değineceğiz. Tabii bir de işin psikolojisi var. Zamanı yönetmek, beynimizin zamanı nasıl algıladığı. Hatta ruh halimiz. Aynen. Ruh halimiz bile zamanın hızlı mı yavaş mı aktığını hissetmemizi değiştiriyor. Çok ilginç. Stoğacılıktan modern farkındalık tekniklerine uzanan geniş bir alan var önümüzde. Amacımız da aslında bofraklı bakış açılarını bir araya getirmek. Yani zamanın sadece tiktak eden bir saat olmadığını, kültürel, tarihsel, kişisel bir deneyim olduğunu sana göstermek. Kaynaklardaki en can alıcı noktaları topladık. Hadi o zaman başlayalım mı? Başlayalım.
İlk olarak şu boş zaman meselesi var. Kaynaklardan biri tarihine bakmış. Antik Yunan’da dürüm neymiş? Şey, Antik Yunan’da boş zaman ama sadece belirli bir elit kesim için tabii felsefe yapmak, kendini geliştirmek için bir fırsatmış. Hani şöle diyorlar ya. Evet, okul kelimesinin kökeni. Orta Çağ’da peki? Orta Çağ’da biraz daha dini bir boyut kazanıyor. Yine belirli bir sınıfa ait ve daha çok ruhsal gelişime adaklı. Anladım. İki dönemde de çalışmanın tam zıttı gibi ve biraz daha yüce amaçlara hizmet ediyor sanki. Aynen öyle. Ama sonra kapitalizm geliyor ve işler epey değişiyor. Nasıl değişiyor? Boş zaman artık çalışmanın karşıtı değil de sanki onun bir uzantısı, hatta bir tamamlayıcısı haline geliyor. Tüketim odaklı bir şeye dönüşüyor. Hatta bir kaynak Adorno’dan bahsediyor değil mi? Oldukça çarpıcı bir yorumu var. Evet, evet. Adorno diyor ki boş zamanlarımızda bile aslında farkında olmadan çalışmayı taklit ediyoruz. Yani dinlenirken bile sisteme hizmet ediyoruz bine bir. Aynen öyle. Dinleniyoruz ki tekrar çalışabilelim ya da tüketiyoruz ki sistem dönsün. Boş zaman bile metalaşıyor yani. Çok düşündürücü.
Peki kültürler arası farklara geçelim mi? Şu monokronik, polikronik meselesi. Tabii. Monokronik kültürler işte Almanya, ABD gibi yerler. Zaman eşittir para mantığı. Her şey planlı, dakiklik, kutsal. Alman trenleri geldi aklıma direkt. Tam da o. Ya da Amerikalıların sürekli acelem var demesi. Zaman çizgisel akıyor onlar için. Bölünebilir, harcanabilir bir kaynak. Polikronik kültürler ise tam tersi mi? Akdeniz, Orta Doğu gibi. Büyük ölçüde evet. Zaman daha esnek, döngüsel algılanıyor. İlişkiler genelde planlardan, randevulardan daha öncelikli. Yani bir toplantıya 15 dakika geç kalmak dünyanın sonu değil. Genellikle değil, evet. Aynı anda birkaç işle uğraşmak da daha yaygın bu kültürlerde. Ama tabii bu esneklik özellikle uluslararası iş ortamlarında sorun yaratabiliyor değil mi? Kaynaklar buna değiniyor mu? O Alman dakikliği ile Akdeniz rahatlığı çatışması hani? Kesinlikle değiniyor. Farklı zaman algıları yüzünden ciddi anlaşmazlıklar, verimsizlikler yaşanabiliyor. Yani kendi normal zaman algımızın tek doğru olmadığını fark etmek çok önemli. Çok doğru.
Peki işin psikolojik boyutuna bakalım biraz. Orada da ilginç bir şey var. Sadece çok az boş zaman değil. Evet. Çok fazla boş zamanın da insanı mutsuz edebileceği söyleniyor. Bir paradoks gibi. Nasıl yani? İnsan hep daha çok boş zaman istemez mi? İster gibi görünür ama kaynaklar diyor ki aşırı boş zaman bir süre sonra amaçsızlık hissine yol açabilirmiş. Hani o üretkenlik, bir işe yarama duygusu kaybolunca refah seviyesi düşebiliyormuş. Anladım. Dengesi önemli yani. Ne çok az ne çok fazla. Anlamlı kullanılan bir boş zaman. Aynen öyle. Bir de tabii ruh halimizin zaman algımızı nasıl etkilediği var. Mesela depresyondaki kişiler… Zamanın inanılmaz yavaş aktığını hissederler değil mi? Sanki bitmek bilmez. Evet. Ya da DHB olan bireylerin zaman aralıklarını kestirmekte zorlanması gibi durumlar var. Beynimizin zamanı işleme mekanizması da hala tam çözülmüş değil. Dopamin seviyeleri, dikkat, bellek gibi bir sürü faktör işin içinde. Merkezi bir saat mi var yoksa farklı görevler için farklı zaman tutucular mı kullanıyoruz o bile net değil yani. Tam olarak net değil. Araştırmalar sürüyor. Oldukça karmaşık bir sistem. Beynimiz bu kadar karmaşıkken ve zaman algımız bu kadar değişkense belki de daha pratik felsefi yaklaşımlara bakmak lazım. Mesela stoğucular ne diyor bu işe? Stoğucular, özellikle Epiktetos, çok net bir şey söylüyor. Kontrol edemediğin şeyler için endişelenme. Zamanın akışı gibi mesela. Kontrol edemeyiz ki zamanın akışını. Edemeyiz. O yüzden onun yerine neyi kontrol edebiliriz? Olaylara verdiğimiz tepkileri, yorumları. Odağımızı buraya kaydırmalıyız diyorlar. Bu aslında çok güçlü bir bakış açısı.
Modern zaman yönetimiyle bir bağlantısı var mı peki? Olmaz mı? Çok var. Mesela kaynaklarda geçen Eisenhower matrisi var, bilir misin? Hani şu acil önemli ayrımı yapan. Aynen o. İşleri aciliyetine ve önemine göre dört kutuya ayırıyorsun. Hemen yap, planla, devret, sil. E bu da bir nevi kontrol edebildiğine odaklanmak değil mi? Neyi şimdi yapacağına, neyi erteleyeceğine karar vermek. Tam olarak öyle. Önceliklendirme yapıyorsun. Neye enerji harcayacağını seçiyorsun. Ya da daha basiti, iyi bir yapılacaklar listesi bile işe yarayabilir. Ya da mindfulness pratikleri, anda kalmak. Kesinlikle. Mindfulness da zamanla ilgili o kaygıyı, baskıyı azaltmaya yardımcı oluyor. Geçmişin pişmanlığı ya da geleceğin endişesi yerine, şimdi ve burada olmaya odaklanarak. Gördüğün gibi zaman dediğimiz şey öyle sadece saate bakıp anladığımız bir şey değilmiş. Hiç değil. Kültürden kültüre, kişiden kişiye, hatta anlık ruh halimize göre bile değişen, çok boyutlu yaşayan bir kavram aslında. Evet. Antik Yunan felsefesinden modern nörobilime kadar yaptığımız bu kısa gezinti bile ne kadar derin bir konu olduğunu gösteriyor. Kesinlikle. Ve bence en önemli çıkarımlardan biri de şu, zaman algımız sandığımız kadar katı değil, oldukça esnek, etkilenebilir bir şey. Doğru. O zaman akla şu soru geliyor değil mi? Madem algımız bu kadar şekillendirilebilir, acaba biz bu algıyı bilinçli olarak biraz değiştirsek, mesela biraz daha esnek, hani o polikronik rahatlığa doğru ya da daha çok ana odaklanan, daha mindful bir bakış açısına doğru. Bu günlük hayatımızı, genel mutluluğumuzu nasıl etkilerdi acaba? Bence üzerine biraz kafa yormaya değer. Ne dersiniz?
Kelime Listesi:
- zaman – tiempo
- boş zaman – tiempo libre
- kültür – cultura
- algı – percepción
- ruh hali – estado de ánimo
- farkındalık – consciencia
- stoğacılık – estoicismo
- planlı – planificado
- esnek – flexible
- dikkat – atención
- depresyon – depresión
- tüketim – consumo
- anlamlı – significativo
- üretkenlik – productividad
- odak – enfoque
- kontrol – control
- sinirbilim – neurociencia
- yapılacaklar listesi – lista de tareas
- karar vermek – tomar una decisión
- mindfulness – atención plena
- toplantı – reunión
- geç kalmak – llegar tarde
- sınıf – clase social
- çalışma – trabajo
- dinlenme – descanso
- refah – bienestar
- zaman yönetimi – gestión del tiempo
- dikkat eksikliği – déficit de atención
- yorum – interpretación
Discover more from Turco Conmigo Club
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

