(Podcast 009) Bir Tabak Daha?

Türkiye’de misafirlik halleri

[Müzik]

Intro:

Merhaba sevgili dinleyiciler! Turco Conmigo podcast’ine hoş geldiniz. Bugün, Türk misafirliğinin ve misafirperverliğinin absürtlükleri ve eğlenceli yönleri üzerine konuşacağız biraz. Hazırsanız, bir tabak dolma eşliğinde sizi bu keyifli sofraya davet ediyorum.

¡Hola queridos oyentes! Bienvenidos al podcast de Turco Conmigo. Hoy hablaremos sobre las peculiaridades y lo divertido de las visitas turcas. Si estáis listos, acompañadme a esa mesa llena de delicias.

O zaman hazırsanız, çayınızı, kahvenizi alın ve dinlemeye başlayın!

Türkiye’de misafirliğe gitmek… Ah o bitmeyen ziyafetler, masaya konan her bir tabağın ardından gelen tatlış bir anne sesi: “Hadi bir tabak daha al, vallahi bak gücenirim.” Evet, Türk misafirliğinin altın kuralı şudur: O tabak boş kalmayacak.

Girişte ev sahibinin “Valla canım, bu sefer hiçbir şey hazırlayamadım, kusura bakma, sen yabancı değilsin.” dramıyla başlayan bu tiyatro, sofraya oturunca anında dramdan komediye evrilebilir, aman dikkat! Sofra, sanki bir düğün yemeğine hazırlanmış gibi donatılmıştır. Börek, sarma, kısır, dolma… Daha bunlar başlangıç tabakları.  “Canım ben diyetteyim biliyorsun, sadece çatalın ucuyla azıcık tadına bakacağım, o kadar” diyerek başlayan o masum niyet, köprüden önce son çıkış gibidir. “Tamam, son bir çatal daha, ama bak son!,” noktasına bir kere geldiniz mi, artık iş işten geçmiştir. En sonunda o tabak sıyrılır, sıyrılır ve tertemiz olur. Buna rağmen hala her tabak bittikçe, “Aaa, Aşk olsun! Hadi bir tabak daha! Vallahi darılırım.” baskısıyla yüzleşmeye devam edersiniz. Doğal sürecin bir parçası. Şaşırmayın.

Yemek bitince, ortalık sakinleşir diye umarsınız ama hiç öyle olmaz, aksine yepyeni bir mücadele başlar: Adına, Tatlı savaşı, diyelim! Herkes “tokum” dese de, artık o gün menüde ne varsa, kokusu bir şekilde o “tokluğu” baskılar. Ev sahibi, “Olur mu öyle incecik dilim, hadi bir tane daha, bak var daha içeride istersen.” diyerek daha birincisi bitmeden ikinci turu müjdeleyiverir. Tatlılar arasında genelde bir “benim favorim” rekabeti yaşanabilir. Kimi irmik helvasını över, kimi ev baklavasını. Ama hangisini yerseniz yiyin, masadan kalkarken, bir parçacık daha almak için “Valla bu çikolatalı ıslak kekine dayanamıyorum, hayatım” diye kendinizi bahaneler uydururken bulabilirsiniz. Bu sırada çay bardakları hiç boş kalmaz; sanki bir Türk evinde çay içmenin adabı buymuş gibi bir hava vardır ortamda. Öyledir de biraz.”Tamam, ama son bardak,” demek aslında, “son üç bardak” anlamına gelebilir. “benimki açık olsun, ama ne olur, sonra çok çarpıntı yapıyor, şekerim” sözleri havalarda uçuşurken, o ajda bardaklar bir boşalır, bir dolar. Neden mi? Çünkü aslında o çaylar boş içilmez. Yemek bitse de çaylara bitmek bilmeyen bir sohbet eşlik eder. Ne çocukların okulu kalır, ne komşunun yeni arabası. Ne ötekinin düğünü kalır ve berikinin ayakkabısı. 

Ve büyük final: Misafirlikten kalkış anı. Onca yemekten ve çaydan artık ayakta zor dururken, evden çıkmadan önce son “lavabo” ziyaretleri yapılır. “canım biliyorsun benim yolum uzun, (fısıldayarak) çıkmadan ben lavaboyu bir ziyaret edeyim” diyip kendinizi 5 dakikalığına evdeki en sessiz ve huzurlu ortama bırakıverirsiniz ama hemen rahatlamayın çünkü evden çıkmadan kapı önü sohbetlerine denk gelmeniz de çok muhtemeldir, uyarmış olayım. Tam “artık ben vallahi bir hafta bir şey yemem” diyecekken ev sahibi paketlenmiş bir kutu mercimek köftesini elimize tutuşturur. “Valla, bizde böyle, misafir eli boş gönderilmez.” derken, reddetseniz de bir yandan paketi ya zorla elinize itiştirir ya da çantanızın içine sokuşturur. Yeter mi? Yetmez! O günün menüsü azmış gibi bir gün önceki ezogelin çorbası da, bir bakmışsınız, kavanozun içinde size doğru yaklaşıyor. “Bak valla, taptaze daha dün pişirdim, Burhan amcan bayıldı, bayıldı!” diyip çorbayı da son anda çantanıza ekleyebilirler, benden söylemesi. 

Evet, bir heyecan ve ağır travma dolu misafirlik macerası daha sona ermiştir: “Valla, bir daha bu kadar yemeyeceğim. Ne bu ayol? Kolesterolüm 800’e çıktı!” diye diye evinize varırsınız ama hepimiz biliriz ki, bu karar, bir sonraki misafirlikte sofranın cazibesi karşısında buhar olup uçacak. Çünkü Türk misafirliği ve misafirperverliği, sadece bir yemek kültürü değil; aynı zamanda bol kahkahalı, bol sohbetli, bitmek tükenmek bilmeyen bir paylaşım ritüelidir. Ve bu ritüelin asıl güzelliği, o sofraların dostlukları pekiştiren sıcaklığında gizlidir. Sonuçta, kim tatlı bir sohbete, bir dilim ev baklavası eşliğinde hayır diyebilir ki?

Outro

Evet, inanılmaz ama hikayemizin sonuna geldik

Bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz! Düşünceleriniz, yorumlarınız veya paylaşmak istediğiniz konular olursa lütfen bize ulaşın. Unutmayın ki sizden gelen geri bildirimler, bu podcast’in gelişmesine büyük katkı sağlıyor.

¡Ya hemos llegado al final de otro episodio! Esperamos que hayáis disfrutado aprendiendo turco y que hayáis aprendido nuevas palabras y expresiones. No olvidéis dejar un comentario y seguirnos en Instagram @turcoconmigo. ¡Nos vemos en el próximo episodio. Hoşçakalın ve bir dahaki buluşmamıza kadar kendinize iyi bakın! :)


Discover more from Turco Conmigo Club

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Deja un comentario